Önceki hafta Tenbelağa beni aradı. Annemi acile dar
yetiştirmiş. Benden Pendik’deki Marmara Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesinden
randevu almamı istedi. Başım gözüm üzerine deyip hemen çöktüm klavyenin başına,
bir dizi araştırmadan sonra bir prof. için muayene randevusu aldım.
Evden çıkmadan önce anneme telefon edip rahatsızlığı için yapılan tahlilleri, ultrason raporlarını, her ne varsa al dedim, gayet şevkli bir tamam aldım. Anneme gittim, Tenbelağa iş yerinden ayarladığı arabayla bizi hastaneye götürdü.
"Barsaklar için bi tek Ümittepiye geldim, kolonoskopi yapıldı, başka da
hiç bişe yapılmadı.” Demez mi? Şimdi siz söyleyin a dostlar nedir benim bu
anamdan çektiğim? Sırf ilgi görmek için yaptıklarına bakar mısınız? Ameliyat olamayacağını
kesin biliyor ama bizim ensenize mart karı yağdırıyor… “Yedin beni anne, ne kadar üzüldüğümü,
korktuğumu biliyor musun diyorum, kahkahalarla gülerek “kürdan ver o zaman!”
Evden çıkmadan önce anneme telefon edip rahatsızlığı için yapılan tahlilleri, ultrason raporlarını, her ne varsa al dedim, gayet şevkli bir tamam aldım. Anneme gittim, Tenbelağa iş yerinden ayarladığı arabayla bizi hastaneye götürdü.
Önce yolu kaybettik. Semazenler gibi belli bir alanda birkaç
tur döndükten sonra yolu soralım ısrarlarıma artık karşı koyamayan Tenbelağa
birine sordu da anca bulduk yolu. Girişlerde yol çalışması yapıldığı için, iki kere
güzergâh değiştirdik, bu arada annem Tenbelağa’ya, yolu bulamıyor diye ve hatta
yol çalışması yapılıyor diye söylenip durdu, araya girme teşebbüslerimi her
defasında oğlana daha fazla çemkirerek başarıyla püskürttü. Yol boyunca birkaç
kere daha sordum her şeyi aldın mı diye cevap:EVET!
Hastanede başarıyla kaybolduğumuzu anlatıp kendimi küçük
düşürmeyeceğim. Labirent gibi olan hastanede kaybolmayanı dövüyorlardı yahu, ne
yani dayak mı yiyeyim? Döne dolana, sora sora polikliniği bulduk. Barkod almak
için sıraya girdik, sekreter kız da bir hamarat; bir kişinin barkodunu vermek
yedi sekiz dakika filan sürüyor, o kadar hızlı yani…
Kök salmak üzereyken barkodumuzu alıp muayene odasının önüne
gidiyoruz. Anneme tahlil, ultrason ne varsa çıkar, elimizde hazır olsun diyorum
ve hayatımın cevabını alıyorum: Hiçbir şey yok ki…
Eeee? Bana neden her sorduğumda hazır dedin o zaman?
Annem mi? Umurunda değil. Birden çenesi mesaiye başlıyor. Bu
sefer kendinden bir küçük teyzemle dalaşmışlar, ölse gözümden bir damla yaş
akmaz diyor. Tavuk yemini ediyorsun anne, ben malımı bilirim, en çok sen
ağlarsın diyorum. Tavuk yemini ne diye soruyor. Tavuk, akşam kümese giderken
bir daha bu gübreliğe gelmem diye yemin eder, sabah kümesten çıkar çıkmaz
gübreliğe koşarmış. İşte diyorum sen de kızgınlıkla böyle konuşuyorsun ama ölse
en çok sen ağlarsın dediğimde yemin ediyor ki ağlamam! Biraz daha karşılıklı
ısrardan sonra ağlayacağını nihayet kabul ederken bir yandan da poliklinik
kapısının iki iç adım yan tarafında duvara yaslanmış annemi dinliyorum. Birden
bir silindirle muhatap oluyorum, arkamdan sol omzuma öyle bir darbe alıyorum ki
ortopedi polikliniği nerde diye bağıracağım az daha, ama silindirden:
“Ayyy! Önüne baksana be! Kör müsün?” nidası yükselince bende
cevaplıyorum:
“Dikiz
aynam yok ki arkamı göreyim… Sen lütfet de bir zahmet önüne
bakıver!” Silindir tam bir şey diyecekken annemin adı yankılanıyor
koridorda, omzumu ovalayarak giriyorum annemin ardı sıra doktorun yanına.
Gencecik, söğüt dalı gibi bir uzman doktor oturmuş, ekrandan
bir şeyler okuyor, yazıyor… Güzel, sarışın bir genç adam. Saçlarını kısacık
kesmiş, sol kulağında siyah kalın bir küpe. Yakışmış da haspaya.
Lacivert gözleriyle doğrudan gözlerimizin içine bakarak
soruyor hasta hanginiz diye. Annemi işaret ederken “o gözleri sana verene
kurban olunur ya la” diye düşünmeden edemiyorum. Annem:
“Şimdi benim barsaklarda uzama var bir de dolanıp
yemek borusuna tutunmuş, bir de biöreklerde taş var, daha önce gittiiimiz doçır
amaliyet dediydi, kış geliyo, evde zoba yok konbi yakmıyom, ufu da çok
alentirik haycıyo, yaza kalsın madem dediydim.” Diye sayıp döküyor
Doktorun kafası karışıyor. Yüzüme: “Sen de bir anlat bakalım,
kafa karıştırma yarışını kim kazanacak?” bakışları atıyor.
Annemin durumunu özetle anlatıyorum. Herhangi film, tahlil,
ultrason çekildi mi diye soruyor, annem benden önce:
”Evet, çekildi.”
“Bakayım?”
“Üüüü, çok oldu çekileli, kayboldu ki onlar!”
Doktor bana şaşkınlıkla ben anneme inanmazlıkla bakıyorum.
Doktor:
“Şimdi gidin, ne varsa toplayın gelin, hepsi sistemde
kayıtlıdır, TC. ile hepsini bulursunuz, on gün içinde gelirseniz randevuya
gerek yok, kontrol diye sıra alırsınız sekreterden.” Diyor ben de Medine
dilencileri gibi teşekkür üzerine teşekkür ederek ve annemi sürükleyerek
çıkıyorum dışarı. Silindir kapıda pusu kurmuş ama ben daha hızlıyım, yanından
geçiyorum ve anneme söylene söylene üçüncü denememizde hastaneden çıkmayı
başarıyoruz.
Annemin kimliğini ben alıyorum, onda fotokopi varmış, ben
umuttepede çekilen kolonoskopinin raporunu alacağım, annem de Gebze ve Darıca’da
yapılan tahlilleri, ultrason sonuçlarını toparlayacak. Anlaşıp annemin tüm
ısrarlarına rağmen evlere dağılıyoruz.
Pazartesi Umuttepe, Salı Pendik yapıyorum yine. Evden
çıkarken anneme telefonda soruyorum:
“Anne tahlilleri, raporları toparladın mı?”
“Evetevetevetevet!”
“Bak ben evden çıkıyorum, her şeyi aldığından emin ol, Hiçbir
şeyi unutma!”
“Tamamtamamtamamtamam!”
Yolda annem arıyor nerdesin diye, söylüyorum ve tekrar
soruyorum:
“Her şeyi aldın mı anne?”
“Ben çocuk muyum sorup duruyon ha bire?” diye çemkiriyor
hanım bana:
Saat on birde sekreterden tekrar sıra alıyorum ve
polikliniğe koşturuyoruz, kontrol olduğu için hemen sıra geliyor. Girerken
anneme:
“Çıkarsana kağıtları” diyorum ama duymuyor bile. Bu sefer
bir bayan doktor var karşımızda, göğsüm gururla doluyor, kadınlar da cerrahide
at koşturuyor diye. Umuttepe’den aldığım raporu veriyorum, bakıyor, bir yandan
annem uzun havasını icra ediyor.
“Teyze” diyor anneme hitaben, “raporda ne kanser, ne kist ne
polip ne de iltihap var. Bu ameliyat hasta açısından çok zor ve riskli bir şey.
Çok çok gerekmedikçe ameliyat etmiyoruz. Senin de ameliyatlık bir şeyin yok.” Diyor
ama annem mızıldanmaya, mırın kırın etmeye devam edince bir kolonoskopi yapalım
madem diyor.
Dışarıda annem başlıyor dertlenmeye:
“Amaaan, bu da çok zor oluyo yaaaa! Lanet gelsin, niye yazdı
ki şimdi bunu?”
“E! diyorum sen arandın, kadın yazmıyordu, o kadar dert
yanınca yazayım da görsün gününü dedi zaar!” diye gülerek söyleniyorum.
“Aaaaa!” diyor “Doçır XYZ var ya, işte o da aynı böyle dedi.
Bak bu da aynısını söyledi deyince tepem öyle bir atıyor ki hala arıyorum
nereye attı diye…
“Hani her şey hazırdı, hiçbir şey vermedin ya doktora?”
deynce:
Şimdi siz söyleyin a dostlar
nedir benim bu anamdan çektiğim? Sırf ilgi görmek için yaptıklarına bakar
mısınız? Ameliyat olamayacağını kesin biliyor ama bizim ensemize mart karı yağdırıyor… “Yedin beni anne, ne kadar üzüldüğümü,
korktuğumu biliyor musun diyorum, kahkahalarla gülerek “kürdan ver o zaman!”
diyor. Çoook dertliyim çoook. Cami avlusuna bıraksam, üste para verirler abla
bizi yakma diye, bu gidişle kendimi bırakacağım cami avlusuna.
![]() |
| Umuttepe Camii... Görsel şölen.... |







