Ahhh ah… bu yazdan beri kendimi
bir bıraktım pir bıraktım. Utanılası halimi marifetmiş gibi yazmaya da
utanmıyorum. Ar perdesini yırtmışım iyi mi…
Elti 2 Numarayı öbür tarafa
uğurladıktan sonra 427’nin üniversite tercih sonuçları açıklandı. Çukurova
üniversitesi, makine mühendisliği
Ağladıkça tansiyonum çıkıyor,
tansiyon çıktıkça acillere konuk oluyoruz, tansiyon sinirden stresten daha da
çıkıyor. Kitap okumaya
vereyim dedim kendimi. Yazılar olduğu yerde duruyor,
tekrar okumak için sayfa önümde boylu boyunca yatınca kendimi okumaya
veremiyorum. Kızlar dizi izle, alt yazılı olsun. Kafanı dağıtırsın dediler.
Ejderha da birkaç Kore dizisi önerdi. Dizi izle, kitap oku; ağla acili yokla,
kitap oku, dizi izle şeklinde bir rutine girdim. Blog bu arada tabi ki
beklemede kaldı. Neler oldu yazacak neler; neler birikti de yazacak Calimero
yoktu.
Birkaç denemeden sonra bu rutini
kırmayı başardığımı düşünüyorum. Yani umarım başarmışımdır.
427 vizelerden sonra bir
haftalığına eve geldiğinde buradaki arkadaşlarıyla buluşmaya gidiyor.
Geldiğinde anlatıyor. Arkadaşlarından biri eğitim fakültesinde okuyor. Eğitim
fakültesi de makine mühendisliği fakültesiyle maç yapıyor, bunlar da tezahürat…
yalnız tezahüratlar küfür gibi. Nasıl olmasın. Fakülte diye bağırmak zor
gelince tek heceye indiriyorlar ve ortaya şöyle bir şeyler çıkıyor:
“Eğitim fak!”
“Mak. Muh. fak!”
"Küfür gibi tezahürat yaptık. daha ne olsun..."
Komşum Balkız’la birlikte ortak
bir arkadaşı ziyarete gidiyoruz. İlk defa gittiğimiz bir yer olunca gideceğimiz
evi bulmakta başarısız oluyoruz. Balkız arkadaşımızı arayıp yolu soruyor,
etrafımızda ne olduğunu soruyor arkadaşımız yerimizi bulup bizi almaya gelmek
için. Balkız camdan dışarıya bakıyor ve gördüğü şeyi söylüyor:
“Dışarıda bir tane köpek var.
Sarı bir köpek!”
“Köpeği baz alarak sizi bulmamı
mı bekliyorsun?”
“Ne görüyorsam onu söylüyorum!”
Bu postu iki kerede yazdığımı
söylemem gerek. Tam burada çalan telefonun sesiyle Kocaeli’nin öbür ucuna yollanıyoruz.
Derince Eğitim ve Araştırma hastanesinde alıyoruz soluğu. Bu sefer bizden biri için
değil, karşı komşum için. Hamile olan komşum acilen sezaryenle balarısı kadar
bir kız getiriyor dünyaya. Ama refakatçi olması gereken görümce hanım, asker
oğlunun yemin töreni için Manisa’ya gidiveriyor. Diğer akrabaları da uzakta
olan komşum, benim gerekirse çağırın gelirim dediğimi hatırlayıp beni
çağırıyor.
Bebek kucağımda ağladıkça annesi
huzursuz oluyor ya; ortamı yumuşatmak, kafaları dağıtmak lâzım.
1) “Bağırma
kız! Kalk bulaşıkları yıka…”
2) “Niye
ağlıyorsun kuzucuğum? Kaynanan mı öldü?”
3) “Bak bak
bak! Kız kalk kahveleri yap, görücüler kapıda bekliyor!” dediğimde en az otuz beşlik
bir hemşire liseli kız edasıyla:
“Ay daha
bize görücü gelmedi, dur bu ne acele?” deyince:
“Bu
saatten sonra da bekleme bence” demek geçse de aklımdan:
“O zaman
önce senin kahveleri yapar kızımız, sonra kendi kahvelerini.” diyorum.

