18 Mart 2017 Cumartesi

Buyrun Şenliğe!

Ah nerede vah nerede? Şimdi baktım buradaydı? Acaba nereye kayboldu? Ah nerede vah nerede? Benim huzurum nerede? Bulana kocaman bir ödül vereceğim. Bende bu felek varken daha neler göreceğim bilmem… Neyse kısa keseyim de Aydın abası olsun, kihkihkih…
Dün, yani Perşembe günü bizim Uzun’un kayın validesi gelmiş, gidip hoş geldin demek lazımdı, Kezo anneyle beraber gidip görevimizi ifa ettik. Dönüşte Balkız:
“Lan topaç, pardon Calimero, ben spora gidiyorum. Hadi kap bi havlu eşofman, arabada bekliyorum!” deyince itiraz etmenin hiç bir işe yaramayacağını anladığım için mehter marşı adımlarıyla düşüyorum Balkız’ın peşine.
Kursa İstanbul’dan bir hoca gelmiş konuk eğitmen olarak, gelmez olaydı. O ne endam, o ne beden? Eğer o kadınsa ben neyim niye uzuuun, felsefiiik bir düşünceye dalmak üzereydim ki, sağ tarafımdan cırtlak bir ses geldi:
Ay benim göbek çalışmam lazım!
“Ay benim göbek çalışmam lâzım!” Kıza bakıyorum, sadece kemikten mamul bir korkuluk, utanmadan göbek çalışmaktan bahsediyo… Utanmaazz!
Ter kan içinde tepikmekse tepikmek, sürüm sürüm sürünmekse sürünmek, o kırk beş dakika spor aktivitesini bitirdik, bitirdim. Bayıldım bayılacağım derken hoca birkaç püf noktası, tüyo falan verdi ama tepikmenin verdiği yorgunluktan mı nedir kalbim kulaklarımda trampet, yok yok kös çalıyor…
Eve geldik, baktım İkram bey sırra kadem basmış. Sordum, ablası telefon etmiş, bizimki de bir geceliğine gitmiş. Oh oh, kafa dinleme akşamı desene deyip tam duşa gireceğim, karşı daireye yeni taşınan komşu yine eşini
pataklamaya başlamaz mı? Ne yapmalı; kavgayı, daha doğrusu Cem’in Menekşe’ye kötek atmasını nasıl engellerim derken baktım güvenlik apartmana giriyor. Balkız çağırmış. Birinci katta dört daire var: Balkız bekar, onun karşısındaki Of’lunun kocası akşam vardiyasında, benim İkram Bey köyde. Bir Cem kalıyor, o da karıyı gebertmekle meşgul.
Güvenlik görevlisine kapıyı açan Cem höykürüyor:
“Kim şikayet etti laeayn bbeğenniiği?” o lafını bitiremeden neredeyse nefesinin kokusundan biz de sarhoş olacağız. Güvenlik görevlisi mırın kırın konuşmaya çalışıyor ama Cem’de dinleyecek hal yok. Gümmm diye kapıyı çarpıyor ve kaldığı yerden Menekşeye girişiyor. Bu sefer zile ben basıyorum. Kapı açılır açılmaz bant kaydı gibi carıldıyorum:
“Ay Cem bey, İkram bey köye gitmiş. Benim ejderha ateşlenmiş, (Ejderha omzumun üzerinden bizi izliyor bu arada) aman komşu nöbetçi eczane bul, ilaç al!”) Cem neye uğradığını şaşırıyor. Fırsat bu fırsat güvenlik görevlisi de bunu kolundan tuttuğu gibi çekip dışarı çıkartıyor. Cem dışarı, ben menekşenin yanına içeri… Kızcağız kapana kısılmış yavru fare gibi bir köşeye büzülmüş, titrerken dişleri kırılacak. Koluna girip bizim eve geçiriyorum. Kıza su, melisa çayı içirip biraz sakinleştiriyoruz.
Güvenlikte de Polis Uzun’un yine polis olan kocası Han Kapısı, Cem’i alıp yürüyüşe çıkıyorlar, adamı sakinleştirmeye uğraşıyorlar. Cem güvenlikte sızıp kalıyor. Menekşe nihayet toparlanıp kendi evine gitmek için kapıyı açtığında iki tane kelli göbekli polis apartmana giriyor.
Menekşe, korkuyla bana bakarken polisler Binnaz’ın dairesini soruyorlar. Hobaa! Buyur buradan yak! Polisler Binnaz’ı karakola götürmeye kalkıyorlar, Mantar feryat figan apartmanı çınlatıyor, Yusuf ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Polisler karakolda öğrenirsiniz deyip Binnaz’ı paketliyorlar. Mantar’ı almaya çalışıyorum ki Yusuf karısıyla gidebilsin, ama çocuk çocuk değil, koala mübarek. Babasının gırtlağına bir yapışmış, az daha çeksem çocuğu Yusuf cansız devrilecek.
Bizim araba İkram Bey’de, Balkız’ın arabasını alıyoruz, polis arabasının peşine düşüyoruz. Mantar’la Yusuf’a şoförlük yapıyorum. Han Kapısı durumu öğrenince Uzun’u da ensesinden tutup peşimizden geliyor. Uzun, karakolda polis ya; bayan tutukluları arama, nezaretteyken nöbet tutma sırası Allah’tan Uzun’da.
Olay anlaşılınca feleğimizi şaşıyoruz: Yusuf’un o pek sevgili anneciği Asiye hanım, hasta komşusunu ziyarete gidiyor, otururken de koltuğun kenarına sıkışmış iki tane hap buluyor, ziyan olmasın diye de ağzına atıp yutuyor. Meğer haplar kalp ilacıymış ve Asiye hanımı adeta komaya sokuyor. Hastanede de Asiye hanımın kızı, annesinin kalp hastalığı olmadığını, daha bir gün önce kardeşi Yusuf’ta olduğunu söyleyince formalite gereği gelip Afitap’ı olası suçlu olarak gözaltına alıyorlar. Kadın, sabah kendine gelip de olanı anlatıncaya kadar Afitap nezarette, Mantar koala gibi babasının gırtlağında ben de nedense Mantar’ın dibinde sabahlıyoruz.

Sabah eve geldik, duş kahvaltı derken kafayı yastığa bir koymuşum, anca yeni uyandım.