ÖMRÜME DOĞAN GÜNEŞİM

Ömerlendim. Myna beni Ömer’ledi. İki bin yirmi birde evlenen Myna, iki bin yirmi dört kasımında Ömer’ledi bizi. Tam da öğretmenler gününde. Kendisi de felsefe bölümünü okuduktan sonra hem felsefe hem de özel eğitim öğretmenliği için formasyon alıp atanamayan öğretmenler ordusunun bir neferi olmuştu zaten. İşte madem atanamıyorum Ömer’leneyim bari deyip kendisiyle birlikte normal doğumla bizi de Ömerledi.
Hastanede geçirilen gecenin sabahında çocuğun bezini değiştirip anasının koynuna veriyorum emsin diye. Yarım saat sonra çocuk doktoru geliyor rutin muayene içi. Kalça çıkığı kontrolü için bezi açıyor doktor ama dudaklarını büzüyor. Myna atmaca gibi gözetliyor, ben mobese gibi. Doktor muayeneyi bitirip çıkarken:
“Çocuğun sağlığı gayet iyi. Ama bezi poposuna yapışmış!”
“Höyyhn! Neyğh!” diye yerimden bir fırlamışım, Myna’nın kahkahası ve ardından ağrısından dolayı hönkürmesiyle kendime geldim. İkram bey, damat Mammi ve Mayna kahkahalarla gülerlerken ben oğlanın başına koşuyorum daha yarım saat önce temizlenen o popoya bez nasıl yapışabilir diye bakmaya. Söylene nazlaya bezi değiştiriyoruz.
Uyuturken Ömer Efendi yarım bir gülümseme veriyor bana ve:
“Oğlum anneannen zaten sana aşık, o çapkın gülüşü kızlara sakla!” diyor Myna.
Myna babasına diyor ki:
“Size geldiğimde çocuğu oturtmaya mama sandalyesi lazım.” Yakındaki avm sağ olsun, ertesi gün sandalye İkram beyin kucağında geliyor. Myna çocuk için ne dese ertesi günü alınmış oluyor.
427 her maaşını aldığında hiç almasa dört beş kitap, bir iki oyuncak alıyor. Myna’nın evinde şu anda olan oyuncak dağı değme anaokulu ya da kreşte var mıdır bilemiyorum.
Doğduğundan itibaren ne anlar demeden her gün düzenli kitap okuyoruz, uyku öncesi kitap okuma ritüelimiz var. Şu anda iki buçuk yaşını geçti okunacak kitabı kendisi seçiyor.
Çocuğu doğduğundan beri “ömrüme doğan güneşim” diye tanımlıyorum ve “güneşim” diye çağırıyorum. Myna soruyor:
“Oğlum, sen babanın nesisin?” Kesik kesik ama muntazam bir şekilde:
“Koca dana!” diye bağırıken gözleri parlıyor. Koca dana çünkü yaşına göre boyu uzun. Myna yine soruyor:
“Ömer, sen anneannenin nesisin?” Çocuk gözüme bakıyor, tavşan gülüşünü sergilerken boynuma atılıp:
“Güneşiiii!” diye bağırıyor.
Sıvı elektrik gibi hareketli, peşinden koşarken perişan oluyoruz ama gelişini dört gözle bekliyoruz. Ömer gittikten sonra etrafa dağılan oyuncakları toplarken Myna unuttuğu bir şeyi göndermem için beni arıyor ve soruyor ne yapıyorsun diye:
“Senin kasırgan geçti evimden, sence ne yapıyorumdur?”
“Hahaha, istesen gelmeyelim bir daha.”
“Babaanneni çok özledin her halde.”
“Ne alaka?”
“Gebertirim seni, çabucak buluşursun babaannenle. Gelmeyecekmiş, dene bakayım!”
"E kasırga diyorsun, yoruldum diyorsun.”
“Hem ağlarım hem severim, sen bakma bana. Kapıdan çıktıktan iki dakika sonra özlüyorum zaten.”

0 yorum: