2 Ekim 2026 Cuma

 



Diyaloglar

 

Bahçemizde ceviz hasadı yapıyoruz. Arada sırada kabuğunun bir kısmı kemirilmiş, içi boşaltılmış cevizlere rastlıyoruz. Bir ara İkram Beyle bahçenin farklı taraflarında çalışıyoruz. Bir ara İkram Bey:

“Ooo iki gözüm, hoş geldin!” diye söylenip bana dönüyor:

Ceviz toplama işçisi 

“Gördün mü Calimero? Amele yardıma gelmiş!” deyince işaret ettiği tarafa bakıyorum ve kuyruğunu savaş bayrağı gibi havaya dikmiş bir sincapla göz göze geliyorum.

“Ustam, kuyruğuna kurban. Topla sülaleyi de yardıma gel.”

Öğle yemeği zamanı gelince ben çuvalları bağlarken İkram Bey arabadan sandviçleri almaya gidiyor ve bulamayınca hem aranıyor hem de bana:

“İnşallah yemekleri evde unutmamışsındır…” diye söylenirken sandviç paketlerini arabanın yan tarafında yerde buluyor, bir tanesi yarı yarıya kemirilmiş, içi neredeyse boşaltılmış.

“Köpek mi geldi buralara?”

“Yooo, köpek gelseydi görürdük, ne oldu ki?”

“Birimiz aç kaldık, olan bu?”

“Ne? Nasıl?”




“Biri ya da bir şey yemeğimizi kemirmiş. Ahha! Suçluyu gördüm! Sen de gördün mü Calimero?”

Yemek hırsızı tekir
Evet. Suçluyu ben de gördüm. Yetişkin bir kedi… Evet, bir tekir kedi. İkram beyin elinden kemirilmiş sadvici alıp kediye doğru iki adım atıyorum ama hayvan fişek modunda kaçıyor. Yönümü değiştirip bahçeden uzakta bir ağacın altına sandviçi iyice açıp rahatça yiyebileceği şekilde bırakıyorum ve kedinin tersi yönde uzaklaşmak için ısırganların arasına dalıyorum.

Kedi önce uzaktan bizi izliyor ben iyice uzaklaştıktan sonra gelip sandviçteki tavuk parçalarını afiyetle mideye indiriyor.

İkram bey elindeki sandviçi bölüp bana uzatıyor ama yarım sandviç ikimize de yetmeyecek diye düşünürken bir araba bahçemizin önünde duruyor, içinden bir ahbabımızın güleç yüzü ve iki paket tavuk döner paketi çıkıyor. Siparişi akşamdan vermişler ama gündüz yevmiyeciler kendi yemekleriyle gelmişler, ahbabımız da dönerleri bize ikram etmeye karar vermiş. Yemekleri yedikten sonra işimizin başına dönüyoruz. Bir ara bir hareket dikkatimi çekiyor, yemek verirken kaçan Tekir, üç dört metre kadar yakınıma gelmiş, oturmuş bana bakıyor.

“Ne yaptın, bitirdin mi yemeğini? Afiyet olsun ağam.” Dememe karşılık ayağa kalkıyor, başını hafifçe eğiyor teşekkür edercesine, sonra da dönüp kaygısızca yürüyüp gidiyor. Ertesi gün yarım günlük iş var diye yemek götürmüyoruz bahçeye, ama öğlen olunca bizim Tekir salına salına geliyor, kendince güvenli bir mesafeden beni izliyor.

“Seninki teşrif etti Calimero, bak soruyor.”

“Ne soruyor?

“Eeee? Bu gün ne yiyoruz diye soruyor.”

 

Balkonda cevizlerin yeşil kabuklarını ayıklıyoruz, Ejderha da bize yemek hazırlıyor.

“He, geldin mi?”

“Orda dur, her şeye maydanoz olma!”

“Aferin, sen çok akıllısın. Hep böyle söz dinle.”

Fikri
“Hiç ellerini ovuşturma! Sen fındık yiyemezsin!” şeklinde ilerleyen monoloğu merak eden ikram bey kiminle konuştuğunu sorunca:

“Evcil hayvanım Fikri’yle konuşuyorum.” Bu sefer ben soruyorum:

“Ejderhacım, senin evcil hayvanın mı var? Benim niye haberim yok?” biz böyle konuşurken 427 mutfağa geliyor ve:

“Halâ o karasinekle mi konuşuyor bu? Sabahtan beri evcil hayvanım diye evin içinde sineğin peşinden koşturuyor, az kaldı ikisini birden atacağım evden!” bunu duyan ejderha koruyucu bir şekilde kollarını açıp 427’nin önünde barikat oluyor:

“Evladıma dokunamazsın! Anayım ben ana!” diye 427’ye haykırıyor, sonra da balkon kapısından dışarı uçan sineğin peşinden dramatik bir şekilde:

“Gitti evladıııımmm gitttiiii… Yolun açık olsun yavrııııımmmm…” dedikten sonra başındaki bandanayı çıkartıp önümüze para atmamızı ima ederek tutuyor:

“O kadar tiyatro yaptım size, sanata destek olsanıza ayol!” deyince ikram bey dolduruyor para yerine ayıklanacak cevizleri bandananın içine.

Sitede yöneticinin beslediği Calico hanım, bahçede birkaç haftalık olan dört yavrusunu kimi emziriyor, kimi yalıyor. Yağmur çiselemeye başlarken ben de çamaşırları topluyorum. Bir yandan da kediyi gözetliyorum ne yapacak diye. Gerekirse aşağı inip yavruları toplayacağım. Calico hanım yağmur çiselerken kalkıp korunaklı bir yere geçiyor ama yavrular oldukları yerde kalıyorlar. Islanacaklar demeye kalmıyor yönetici bir elinde karton kutu, diğer eli belinde çıkıyor yönetim odasından. Kaşlarını çatmış bir yavrulara bakıyor, bir Calico hanıma, sonra başlıyor haşlamaya:

“Kızım, sen ne akıllı, ne güzel anneydin. Ne oldu, nazar mı değdi sana. Bu çocukları niye bıraktın burada bakayım? Senin çocuklarına ben mi bakacam, he? Utanmaz.” Bu sözlerin muhatabı Calico hanımsa umarsızca patilerini yalamakla meşgul.

Oturduğum sitede, yönetim odası benim dairemin altında. Yönetim odası normal zeminden 1.20 cm. derinde. Aynı gece tups diye bir ses duyuyoruz ve camdan dışarı bakınca yönetim odasının önünde telaşlı telâşlı koşturan tombalak bir kirpi görüyorum. Yöneticinin kediler için bıraktığı mamaları yemeye gelen kirpiler sık sık böyle düşüyorlar. Kirpilerin insan yardımı olmadan oradan çıkması imkânsız. İkram bey, Ejderha ve ben müsait olan ikili halinde bu düşen tombalakları kurtarmaya gidiyoruz. Ertesi gün güvenlik kamerasından bizim yönetim odasının önünde tıpır tıpır dolandığımızı görüp bize soruyor:

“Hayırdır Calimero hanım? Akşam buraya inmişsiniz, kediler sorun mu çıkardı?”

“Evet, sorun vardı ama kedilerde değil, kirpilerde vardı. Ya hu şuraya “kirpilerin düşmesi tehlikeli ve yasaktır” diye bir tabela koyar mısınız? Ben kendi çocuklarımı bu kadar kaldırmadım düştükleri yerden.”

“Hahaha! Tamam, yarın koyarım tabelayı. Allah razı olsun Calimero hanım. Gece gündüz demeyip geliyorsun yardım etmeye.”


Yaşadığım deneyimlerden sonra hayatı ti’ye almayı alışkanlık haline getiren, öğrendiğimden beri okumayı, lisedeki edebiyat öğretmenimin telkinlerinden sonra yazmayı hayatımın bir parçası yapmayı görev edinmiş bir faniyim.
BENZER YAYINLAR

0 yorum: