9 Ağustos 2016 Salı

HO... HO... HO...

Lise yıllarım unutulmaz anılarla doludur. Sınıfta yarısından fazlası fırlama elli beş öğrenci, öğretmenlere kök söktürürdük.
Boş derslerde sesi güzel olan arkadaşlara şarkı söyletirdik meselâ. Benim yanımda oturan ve sınıftaki dört Serpil’den biri olan Gökmen Serpil de tutturdu ben de söyliycem diye. Söylesin de, bakalım sınıf dişi Ajdar’ı dinlemek istiyor mu? Kulaklarımı tıkadım ve:” Hazırım, seni dinliyorum!” diye bağırdım. Hala görüştüğüm sınıf arkadaşlarım bunu anlatıp gülerler.
Bir arkadaş fotoğraf makinesi getirmiş, gruplar halinde çekiliyoruz. Yanımda en samimi arkadaşım diğer bir Serpil olan Akbul var. Birbirinize sarılsanıza hatırlatmalarına mukabil Akbul. Birbirinize sarılsanıza hatırlatmalarına mukabil Akbul bana sarılmaya uzanırken ben diğer yanımdaki ağaca hamle yapıp sarılıyorum. İzleyenler yerlerde. Bir de masum masum etrafa bakınıyorum neye gülüyorlar diye.
Daha birçok anım var okulda böyle. Birbirimizin arkasını topladığımız da olurdu, ele verdiğimiz de. Ama ille de staj anılarım… Onların tadı tuzu bir başka…
Stajımı Sakarya Devlet Hastanesinde yapıyorum. Benden başka otuza yakın ticaret lisesi stajyeri var, ama üç kişi dışında muhasebe stajı yapan yok. Kimi hasta kabulde yatan hastaların kaydını yapıyor, kimi arşivde taburcu olanların kaydını yapıp dosyaları depoya götürüyor, kimi ameliyathane defterine kayıt yapıyor. Ben de adli rapor denen yerde, karakollardan, mahkemelerden istenen hasta raporlarını hazırlayan birimde çalışıyorum, bir görevim de ailesine teslim edilecek cenazelerin teslim kayıtlarını hazırlayıp ailelere teslim etmek. İş böyle olunca tabii olarak arşiv, depo, morg ve bazı servislerde cirit atıyorum.
Biz işe başlamadan önce imam hatip okulu stajyerlerinden biri tırlatmış. Dokuz günlük çöl sıcaklarının yaşandığı bayram tatilinin son gününde çarşıda yaşlı bir kadın bulmuşlar, getirip morga koymuşlar. Tatil dönüşü hastane imamı bu stajyeri göndermiş, sen ön hazırlıkları yap, ben de evrak dosyasını alıp geliyorum diye.
Çocuk morgun kapısını açmış, bakmış gasil masasında yaşlı bir kadın üzerine örtülen çarşafı battaniye gibi sarınmış, oturmuş etrafına bakınıp duruyor. Zavallı oğlan gerisin geri gitmiş, imam soruyor oğlum n’oldu çocukta tek hece var: Ho… Hoo… Ho…

Hortlak diyecek ama dili tutulmuş garibimin. Önce asabiye servisine alıyorlar, olmuyor, İstanbul’a Bakırköy’e sevk ediyorlar. Meğerse kadını doğru dürüst kontrol bile etmeden ölü diye morga koymuşlar, serin morgda ferahlayan kadın kendine gelmiş; taşta yatmak yerine oturmuş, neredeyim diye bakınıp duruyor. Bunu duyan bizim çatlaklar tutturuyorlar biz korkmazdık diye ve kendi aralarında anlaşıyorlar biz morga gireceğiz diye. Bana geliyorlar bizi morga sok diye ama yok öyle dava…
Bir cuma günü ortopedi servisinde rapor imzalatıyorum ve kestirme diye morgun olduğu koridordan acile geçip oradan kendi birimime geçeceğim. Daha merdivenlerin başındayken GÜMMM! diye bir ses hastaneyi sallıyor. Ardından tapur tupur koşma sesleri geliyor. Merdivenin kalanını bir nefeste atlayıp koridora koşuyorum. Bazen bir mevta yakını kabullenemeyip kırıp dökme eğilimine girebiliyor. Genelde de benim gibi ufak tefek kızları buraya koyuyorlar ki, kırıp dökme olayı kısa kesilsin.
Koridora çıkınca acile doğru koşan bizim zevzekleri görürken onlar da beni görüyor. Koşunun yönü değişiyor. Hepsi hayvanat bahçesinden izinli salınmış goril gibiler, ben aralarında cüce maymun gibi kalıyorum ya, korkuyorum biri üzerime basıp beni ezecek diye.

Hepsinde aynı dehşet ifadesi...Ülen! Diyorum. Nettiniz lo? İstisnasız bütün kafalar morga dönüyor. O anda fark ediyorum, içlerinden en bıçkın geçinen Cihan ortalarda yok! Amanin demeye kalmıyor, hastane müdürü tamir bakım şefiyle diğer koridordan sökün ediyor. Hah diyorum, bunlar batırdı, müdür tüy dikecek. Korktuğum olmuyor, müdür bize şöyle bir bakıp gidiyor.
Bizimkiler bayılmanın eşiğinde artık. Biri gerilime dayanamıyor ve kafasını koridor camında çıkartıp anıra anıra kusuyor. Halil’in nerede olduğuna dair bir fikrim var ve dua ediyorum yanılmış olayım diye. Morgun kapısını açıyorum ve karşımızda aslan parçası Cihan!

Ellerini dua eder gibi kaldırmış, semazenler gibi dönüp duruyor. Bizi fark etmiyor bile. Fırıldak gibi döndüğünden yakalayıp dışarı çıkarmak için bir kaç hamle yapmak gerekiyor. Ben içeri girdiğim için diğer iki oğlana da cesaret geliyor ve Cihan'ı koltuk altlarından tutup koridora uçuruveriyorlar. İşin aslı biraz incelemeyle anlaşılıyor:
Morgda havalandırma penceresini tutan mandal bozulmuş, pencere aralıklı duruyor, morg kapısı sadece dışarıdan açılıp kapanıyor ve morgun içinde elektrik anahtarı yok.
Bizim aslan yürekli Cihan'ımız işte bu durumdaki morgun kapısını açınca tam karşıdaki tamir bakım deposunun açık penceresiyle aralıklı morg penceresi arasında cereyan oluşuyor ve mevtaların üzerindeki çarşaflar uçuşmaya başlıyor, pencerenin aralıklı olduğundan habersiz Cihan efem kendini kapıya doğru fırlatıyor ama Cihan'ın çarptığı kapı cereyanın da etkisiyle gümleyerek kapanıyor, bizimki de içeride mahsur kalıyor.
Dua edecek ama korkudan kıbleyi tutturamıyor, başlıyor ellerini açıp semazenler gibi dönelemeye. E, dönerken elbet hiç değilse bir kere kıbleye denk gelecek ya… İşte kapıyı açtığımda karşımızda bulduğumuz manzara buydu.
Bizim yürek yemişlerin hiç birisi bir daha morgun bulunduğu koridora gitmeyi bırak, lafını bile etmediler.  

Yaşadığım deneyimlerden sonra hayatı ti’ye almayı alışkanlık haline getiren, öğrendiğimden beri okumayı, lisedeki edebiyat öğretmenimin telkinlerinden sonra yazmayı hayatımın bir parçası yapmayı görev edinmiş bir faniyim.
BENZER YAYINLAR

39 yorum:

  1. Keyifle ve gülerek okudum . her zamanki gibi :) ah okul yılları , ne hoş hatıralarla dolu ...

    YanıtlaSil
  2. Ay delisiniz ya! :) Malzeme çoktur sende. Şu imama da ayrı güldüm ha :) ❤

    YanıtlaSil
  3. Ben de sağlıkçı olarak bir çok anıya şahidim.Size de pek güldüm :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sizin anıları da alalım bir ara :D

      Sil
    2. Sizin kadar eğlenceli yazacak kadar kalemim kuvvetli değil ki :(

      Sil
    3. Eminim mütevazılığından öyle diyorsun. Sen yaz, paylaş; okuyucu karar versin :D

      Sil
  4. Güldürük öykü değil mi? Hep yaz, ben gülmeyi çok severim. Doyasıya da gülüyorum okurken :))))))))))))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gülmekle ağlamak kardeş demişler ya; işte bazen ağlar çokça güleriz böyle :D

      Sil
  5. dönme olayında katılarak güldüm :)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dua etmek için ille de kıble lazım adama, bulmak için de dönmek :D

      Sil
  6. Güzel ve Neseli anlatima harika yakıştırmalar..Teşekürler zevkle okudum.

    YanıtlaSil
  7. Ne harikasın sen okurken gözlerimden yaş geldi gülmekten Halil in kıbleyi bulamayıp dönüşüne koptum .Hayat sana da hep gülsün .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Olaydan bir süre sonra biz de gülmekten yerlere yatarak anlatıyorduk bu olayı :D

      Sil
  8. Yazı zaten güzel ama ben şu koyduğun resimlere ayrı bir sempati duyuyorum :) Emeğine sağlık.

    Sevgi ve selam ile.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beğenmene sevindim. Abartıyor muyum diye düşündüğüm oluyor bazen :D

      Sil
  9. Kıblenin denk gelmesine çok güldüm. Demek o halde onu düşünebildi bravo :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Başka bir şey düşünememiştir ki hortlak var korkusundan :D

      Sil
  10. Hahahaha,yiğitlik de bir yere kadar,bizde de anatomi dersinde kadavra odasına ilk girişte ayılıp bayılan çok olurdu da,zamanla alışırlardı.Belki Halil de bir kaç seferden sonra alışacaktı kim bilir 😜

    YanıtlaSil
  11. Hay Allah gülmekten karnıma ağrı girdi :)

    Üniversitede ayrı güzeldi ama lise yılları gerçekten deli doluyduk. Belki de ondan demiş Cengiz Baba :) Hiç unutulur mu okul yılları :)))

    YanıtlaSil
  12. çok güzel bi anıydı :DDDD

    YanıtlaSil
  13. Evet ya lise yılları delilik ve saflıkları ne güzeldi,gülmenin tadını çıakarırdık vesselem.Ruh çağırma seans ve korkuları.
    Aşk ve hüzün ağlama seansları da olurdu arada.
    çok güldüm yine hep güldür,sen de gül hep emi, (Dilek'ği Yazma diyecem merak da ediyomya ne yapacaz...?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir tane de ruh çağırma anım var :D Dilek de Semazen Halil de hayatın birer rengi. Bir veya iki bölüm sonra Dilek veda edecek :)

      Sil
  14. iki anı da film gibiiii diğerleri de çok şekeer bi deee nası iyi hatırlıyon yaa :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bazı konularda fil hafızasına sahibim galiba :D

      Sil
  15. Keyifle okudum liseli yılları 😍😍😍

    YanıtlaSil
  16. Benzer olayları yaşamadım ama çok duydum.. Ünv. de bi arkadaşın başına gelmişti. ölmüş sanıp morga koymuşlardı.. Neyseki uyandı da diri diri gömmediler :D Harbiden hastanelerde çalışılmaz.. Moral yüksek gidersin ordaki hastaları görünce moral bozulur.. Benim çoğu arkadaşlar hastanede staj yaptı ama ben tüpraş'ta yaptım.. Aman hastane benden uzak olsun ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaaa, aslında ben de işe başladığım ilk ay ağlamaktan iş yapamıyordum; ama zamanla göre göre kanıksıyorsun galiba, ya da bakacağın yeri öğreniyorsun. Ama hakllısın, hastanelerde çalışmak zor :)

      Sil
  17. baksana, zizsner sevdin mi. biliyon ya benim de elimde, iyi kitap de mi? baksana, sana bir de şu kitabı deyim. "yaratma cesareti-rollo may". bu kitabı okuyunca yazmaya karar verdim yaa işte bikaç yıl önce :) bir de şu kitap varmış çok önemli. okumadım ama ilk fırsatta okuycam. "sanatçının yolu-julia cameron" :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ay, Zinsner orjinali de öyle mi bilmiyorum ama, oldukça akıcı, severek ve notlar alarak okuyorum. Ayrıca diğer önerilerini de en kısa zamanda edineceğim. Önerilerin benim için değerli, teşekkür ederim.

      Sil
  18. Lise anıları ne güzel yaa hep özlenecekler :) Ayy bir kere yanlışlıkla morga girmiştim o geldi aklıma :)

    YanıtlaSil
  19. :) Lise anıları özlenmez mi?

    YanıtlaSil
  20. Heyy Merhaba seni Mimledim bloguma bakarsan iyi edersin :)

    YanıtlaSil
  21. Geliyorum geliyorum, bekle:D

    YanıtlaSil