Bir süredir bloguma uğrayamıyorum,
affedin.
Kendi elimle zor günlere girdim.
Bir insan bu kadar mı talihsiz
olur anlamıyorum; anlayamıyorum.
Bir yılı aşkın süredir kâh eşimin
kâh kızımın, kâhsa annemin sağlık durumlarıyla sıkıntılı zamanlar geçirdim. Galiba
bitti derken bu kez de yastığa beş kala uyuyan ben, gece bekçisi adayı olarak
KPSS’ye gireceğim neredeyse. Ilık süt mü içmedim, melisa, lavanta çayı mı?
Bütün gün yaldır yaldır koşturup kendini yorgunluktan mı gebertmedim? Gözlerim
pörtleyene kadar kitap mı okumadım? Bulduğum ne kadar dinlendirici,
sakinleştirci müzikleri mi dinlemedim? Yok anam yooook!
Uyku bana küstü, evimin yolunu
şaştı her halde sanırsam galiba! Haritalar çizip oraya buraya bıraktım ki belki
insafa gelip benim yastığıma da uğrar. I
ıh. Ben de kalktım gittim doktora. Aman doktor, canım gülüm doktor bana bir
gıdımcık uyku diye salya sümük ağladım da (acındırma politakası J) Adam bana bir ilaç
yazdı, yolladı eve. Akşam oldu uyuyacağım diye sevine sevine içtim ilacı,
devrildim yatağa.
Hey gidi hey! Ellerim ayrı
titriyor, ayaklarım ayrı, bir gözüm kalk gidelim diyor, öbürü karpuz
keseceğidik otur la. Bir ara bir serinlik oldu, ohhh dedim, ne güzel. Sonra her
bir yerler kap karanlık oldu ya. Enemmm dibile diyemedim ya.
Gözümü açtığımda Sultan Süleymanın
kavuğu gibi koca bir havlu kafamda, bir mücevherli tuğu eksik. Ne oluyo yaeaaa
diyeceğim de bir türlü gereken heceleri doğru sırada çıkartamıyorum. Adamcağızım
kocişim hem gülüyor, hem kafamdaki havluyla saçımı kurutmak için sürtüyor ama
az sonra kafam tutuşacak haberi yok.
Bir şekilde sabah oldu, ertesi akşam ilaç
kutusunun yerinde yeller esiyordu. Birkaç gündür bozulan tansiyon dengemin
düzelmesini bekliyordum.
Yetmez gibi bloguma girmek için
bilgisayarı açmaya niyetlendim ama bilgisayar bunu bilmiyordu galiba, açılmadı.
Ekranın diyotları yanmış sanırım, açılmıyor. İkram beyin yaptırması kim bilir
ne kadar sürecek. Myna’nın laplupunu arada ele geçirebilirsem blogumu
yoklayacağım.
Sevgili Merihin atmosferinde
blogunun sahibesi Merih’e annesi için yürek dolusu geçmiş olsun, Rabbim
şifasını nasip etsin diyorum.
Uğrayamadığım, yazılarını
okuyamadığım dostlardan özür diliyorum. Umarım yakın zamanda eskisi gibi başınızı
şişiririm. :D
Sevgili Mimikli Böcek beni
mimlemiş. En Sevdiğim Onbeş Kitap mimi. En zor mim oldu benim için. Çok sevdiğim
o kadar kitap var ki, en sevdiğim on beş tanesini seçmek çok zor oldu.
1) Canan Tan- Yüreğim Seni Çok Sevdi
2) Mihail Şolohov- Don Kıyısında Hasat
3) Susanna Tamaro – Yüreğinin Götürdüğü Yere Git
4) Emile Zola – Meyhane
5) Jose Mauro De Vasconcelos
– Şeker Portakalı, Güneşi Uyandıralım, Delifişek
6) Maeve Binchy – Ateşböceklerinin Mevsimi
7) Zülfü Livaneli – Serenad
8) Şener Berkman – Dost Ateşi
9) Judith Krantz – Tekrar Buluşuncaya Kadar
10) Aziz Nesin – Sizin Memlekette Eşek Yok Mu?
11) İskender Pala- Efsane
12) Samiha Ayverdi – İbrahim efendi Konağı
13) Eli Amir – Yasmin
14) Ram Oren – Aşram ve tüm listelerde adı eksilmeyecek tek
kitap:
15) M. Ak,f Ersoy – Safahat.
Joker olarak ise: Tolga Yazıcı: Parçalanmış Gülüşler.
Mimlemeye gelince
bu sefer kimseyi mimlemiyorum, isteyen herkes yapsın. Yapanlara da şimdiden teşekkür
ederim.



