16 Ekim 2016 Pazar

Az Daha Belamı Buluyordum

Bir süredir bloguma uğrayamıyorum, affedin.
Kendi elimle zor günlere girdim.
Bir insan bu kadar mı talihsiz olur anlamıyorum; anlayamıyorum.
Bir yılı aşkın süredir kâh eşimin kâh kızımın, kâhsa annemin sağlık durumlarıyla sıkıntılı zamanlar geçirdim. Galiba bitti derken bu kez de yastığa beş kala uyuyan ben, gece bekçisi adayı olarak KPSS’ye gireceğim neredeyse. Ilık süt mü içmedim, melisa, lavanta çayı mı? Bütün gün yaldır yaldır koşturup kendini yorgunluktan mı gebertmedim? Gözlerim pörtleyene kadar kitap mı okumadım? Bulduğum ne kadar dinlendirici, sakinleştirci müzikleri mi dinlemedim? Yok anam yooook!
Uyku bana küstü, evimin yolunu şaştı her halde sanırsam galiba! Haritalar çizip oraya buraya bıraktım ki belki insafa gelip benim yastığıma da uğrar.  I ıh. Ben de kalktım gittim doktora. Aman doktor, canım gülüm doktor bana bir gıdımcık uyku diye salya sümük ağladım da (acındırma politakası J) Adam bana bir ilaç yazdı, yolladı eve. Akşam oldu uyuyacağım diye sevine sevine içtim ilacı, devrildim yatağa.
Hey gidi hey! Ellerim ayrı titriyor, ayaklarım ayrı, bir gözüm kalk gidelim diyor, öbürü karpuz keseceğidik otur la. Bir ara bir serinlik oldu, ohhh dedim, ne güzel. Sonra her bir yerler kap karanlık oldu ya. Enemmm dibile diyemedim ya.
Gözümü açtığımda Sultan Süleymanın kavuğu gibi koca bir havlu kafamda, bir mücevherli tuğu eksik. Ne oluyo yaeaaa diyeceğim de bir türlü gereken heceleri doğru sırada çıkartamıyorum. Adamcağızım kocişim hem gülüyor, hem kafamdaki havluyla saçımı kurutmak için sürtüyor ama az sonra kafam tutuşacak haberi yok.
 Bir şekilde sabah oldu, ertesi akşam ilaç kutusunun yerinde yeller esiyordu. Birkaç gündür bozulan tansiyon dengemin düzelmesini bekliyordum.
Yetmez gibi bloguma girmek için bilgisayarı açmaya niyetlendim ama bilgisayar bunu bilmiyordu galiba, açılmadı. Ekranın diyotları yanmış sanırım, açılmıyor. İkram beyin yaptırması kim bilir ne kadar sürecek. Myna’nın laplupunu arada ele geçirebilirsem blogumu yoklayacağım.
Sevgili Merihin atmosferinde blogunun sahibesi Merih’e annesi için yürek dolusu geçmiş olsun, Rabbim şifasını nasip etsin diyorum.
Uğrayamadığım, yazılarını okuyamadığım dostlardan özür diliyorum. Umarım yakın zamanda eskisi gibi başınızı şişiririm. :D
Sevgili Mimikli Böcek beni mimlemiş. En Sevdiğim Onbeş Kitap mimi. En zor mim oldu benim için. Çok sevdiğim o kadar kitap var ki, en sevdiğim on beş tanesini seçmek çok zor oldu.
1)      Canan Tan- Yüreğim Seni Çok Sevdi
2)      Mihail Şolohov- Don Kıyısında Hasat
3)      Susanna Tamaro – Yüreğinin Götürdüğü Yere Git
4)      Emile Zola – Meyhane
5)      Jose  Mauro De Vasconcelos – Şeker Portakalı, Güneşi Uyandıralım, Delifişek
6)      Maeve Binchy – Ateşböceklerinin Mevsimi
7)      Zülfü Livaneli – Serenad
8)      Şener Berkman – Dost Ateşi
9)      Judith Krantz – Tekrar Buluşuncaya Kadar
10)   Aziz Nesin – Sizin Memlekette Eşek Yok Mu?
11)   İskender Pala- Efsane
12)   Samiha Ayverdi – İbrahim efendi Konağı
13)   Eli Amir – Yasmin
14)   Ram Oren – Aşram ve tüm listelerde adı eksilmeyecek tek kitap:
15)   M. Ak,f Ersoy – Safahat.
Joker olarak ise: Tolga Yazıcı: Parçalanmış Gülüşler.

Mimlemeye gelince bu sefer kimseyi mimlemiyorum, isteyen herkes yapsın. Yapanlara da şimdiden teşekkür ederim.