Diyaloglar
Bahçemizde ceviz
hasadı yapıyoruz. Arada sırada kabuğunun bir kısmı kemirilmiş, içi boşaltılmış
cevizlere rastlıyoruz. Bir ara İkram Beyle bahçenin farklı taraflarında
çalışıyoruz. Bir ara İkram Bey:
“Ooo iki
gözüm, hoş geldin!” diye söylenip bana dönüyor:
![]() |
| Ceviz toplama işçisi |
“Gördün mü
Calimero? Amele yardıma gelmiş!” deyince işaret ettiği tarafa bakıyorum ve
kuyruğunu savaş bayrağı gibi havaya dikmiş bir sincapla göz göze geliyorum.
“Ustam, kuyruğuna
kurban. Topla sülaleyi de yardıma gel.”
Öğle yemeği
zamanı gelince ben çuvalları bağlarken İkram Bey arabadan sandviçleri almaya
gidiyor ve bulamayınca hem aranıyor hem de bana:
“İnşallah
yemekleri evde unutmamışsındır…” diye söylenirken sandviç paketlerini arabanın
yan tarafında yerde buluyor, bir tanesi yarı yarıya kemirilmiş, içi neredeyse
boşaltılmış.
“Köpek mi
geldi buralara?”
“Yooo, köpek
gelseydi görürdük, ne oldu ki?”
“Birimiz aç
kaldık, olan bu?”
“Ne? Nasıl?”
![]() |
| Yemek hırsızı tekir |
Kedi önce
uzaktan bizi izliyor ben iyice uzaklaştıktan sonra gelip sandviçteki tavuk parçalarını
afiyetle mideye indiriyor.
İkram bey
elindeki sandviçi bölüp bana uzatıyor ama yarım sandviç ikimize de yetmeyecek
diye düşünürken bir araba bahçemizin önünde duruyor, içinden bir ahbabımızın
güleç yüzü ve iki paket tavuk döner paketi çıkıyor. Siparişi akşamdan vermişler
ama gündüz yevmiyeciler kendi yemekleriyle gelmişler, ahbabımız da dönerleri
bize ikram etmeye karar vermiş. Yemekleri yedikten sonra işimizin başına
dönüyoruz. Bir ara bir hareket dikkatimi çekiyor, yemek verirken kaçan Tekir,
üç dört metre kadar yakınıma gelmiş, oturmuş bana bakıyor.
“Ne yaptın,
bitirdin mi yemeğini? Afiyet olsun ağam.” Dememe karşılık ayağa kalkıyor,
başını hafifçe eğiyor teşekkür edercesine, sonra da dönüp kaygısızca yürüyüp
gidiyor. Ertesi gün yarım günlük iş var diye yemek götürmüyoruz bahçeye, ama
öğlen olunca bizim Tekir salına salına geliyor, kendince güvenli bir mesafeden
beni izliyor.
“Seninki
teşrif etti Calimero, bak soruyor.”
“Ne soruyor?
“Eeee? Bu gün
ne yiyoruz diye soruyor.”
Balkonda cevizlerin
yeşil kabuklarını ayıklıyoruz, Ejderha da bize yemek hazırlıyor.
“He, geldin
mi?”
“Orda dur, her
şeye maydanoz olma!”
“Aferin, sen
çok akıllısın. Hep böyle söz dinle.”
![]() |
| Fikri |
“Evcil
hayvanım Fikri’yle konuşuyorum.” Bu sefer ben soruyorum:
“Ejderhacım,
senin evcil hayvanın mı var? Benim niye haberim yok?” biz böyle konuşurken 427
mutfağa geliyor ve:
“Halâ o
karasinekle mi konuşuyor bu? Sabahtan beri evcil hayvanım diye evin içinde
sineğin peşinden koşturuyor, az kaldı ikisini birden atacağım evden!” bunu
duyan ejderha koruyucu bir şekilde kollarını açıp 427’nin önünde barikat
oluyor:
“Evladıma
dokunamazsın! Anayım ben ana!” diye 427’ye haykırıyor, sonra da balkon
kapısından dışarı uçan sineğin peşinden dramatik bir şekilde:
“Gitti
evladıııımmm gitttiiii… Yolun açık olsun yavrııııımmmm…” dedikten sonra
başındaki bandanayı çıkartıp önümüze para atmamızı ima ederek tutuyor:
“O kadar
tiyatro yaptım size, sanata destek olsanıza ayol!” deyince ikram bey dolduruyor
para yerine ayıklanacak cevizleri bandananın içine.
Sitede yöneticinin
beslediği Calico hanım, bahçede birkaç haftalık olan dört yavrusunu kimi
emziriyor, kimi yalıyor. Yağmur çiselemeye başlarken ben de çamaşırları
topluyorum. Bir yandan da kediyi gözetliyorum ne yapacak diye. Gerekirse aşağı
inip yavruları toplayacağım. Calico hanım yağmur çiselerken kalkıp korunaklı
bir yere geçiyor ama yavrular oldukları yerde kalıyorlar. Islanacaklar demeye
kalmıyor yönetici bir elinde karton kutu, diğer eli belinde çıkıyor yönetim odasından.
Kaşlarını çatmış bir yavrulara bakıyor, bir Calico hanıma, sonra başlıyor
haşlamaya:
“Kızım, sen
ne akıllı, ne güzel anneydin. Ne oldu, nazar mı değdi sana. Bu çocukları niye
bıraktın burada bakayım? Senin çocuklarına ben mi bakacam, he? Utanmaz.” Bu sözlerin
muhatabı Calico hanımsa umarsızca patilerini yalamakla meşgul.
Oturduğum sitede,
yönetim odası benim dairemin altında. Yönetim odası normal zeminden 1.20 cm.
derinde. Aynı gece tups diye bir ses duyuyoruz ve camdan dışarı bakınca yönetim
odasının önünde telaşlı telâşlı koşturan tombalak bir kirpi görüyorum. Yöneticinin
kediler için bıraktığı mamaları yemeye gelen kirpiler sık sık böyle düşüyorlar.
Kirpilerin insan yardımı olmadan oradan çıkması imkânsız. İkram bey, Ejderha ve
ben müsait olan ikili halinde bu düşen tombalakları kurtarmaya gidiyoruz. Ertesi
gün güvenlik kamerasından bizim yönetim odasının önünde tıpır tıpır dolandığımızı
görüp bize soruyor:
“Hayırdır
Calimero hanım? Akşam buraya inmişsiniz, kediler sorun mu çıkardı?”
“Evet, sorun
vardı ama kedilerde değil, kirpilerde vardı. Ya hu şuraya “kirpilerin düşmesi
tehlikeli ve yasaktır” diye bir tabela koyar mısınız? Ben kendi çocuklarımı bu
kadar kaldırmadım düştükleri yerden.”
“Hahaha! Tamam,
yarın koyarım tabelayı. Allah razı olsun Calimero hanım. Gece gündüz demeyip
geliyorsun yardım etmeye.”


