31 Mayıs 2026 Pazar
12 Mayıs 2022 Perşembe
KEDİLİ GÜNLER
Ay anlatacak ne çok şey birikmiş ya hu!
Ara ara sol bileğimin şiştiğinden, ağrıdığından bahsetmişliğim vardır mutlaka.
İşte o şişlik için doktora gittiğimde ortopedi polikliniğine başvurdum. Doktor
bileğimi evirip çevirdi ve teşhisini açıkladı: “Bileğinde zorlanma olmuş. Üç
hafta alçıya alalım.” Alalım da sıkıntı şu: Ben solağım. Alçıya alınan sol
elim. Üç hafta nasıl geçecek diye karaları bağlamayayım da ne yapayım?
İki haftayı bir şekilde geçirdim ama baş
ve işaret parmaklarım sancılanıp duruyorlar ama ne sancı… Tekrar ortopedi
uzmanına gittim, alçı çıkartıldı adını hatırlayamadığım bir elektrikli test ve
film istedi, sonra da fizik tedaviye postaladı beni. Fizik tedavi uzmanı daha
başka birkaç test, film, mr, kemik ölçümü istedi. Sonuç: iltihaplı romatizma…
Gelsin ilaçlar gitsin karaciğer, böbrek… İki yıllık tedavinin ardından doktorum
bir anda puf diye yok oluyor. Bize de romatolojinin yolu görünüyor. Bu sefer de
romatoloji doktoru diyor ki ilaç kullanmanı gerektirecek kadar romatizmal
iltihabın yok. İlaçları bırak. Bu gün git altı ay sonra gel.
“Kalk köle, beni oynat,
eğlendir!”
![]() |
| Kimi dişlesem acaba? |
Beni dişliyor ama altı aydır bizimle ufaklık, daha ne bir çizik yaptı ne kanattı.
Myna’nın Müdür adlı canavarı kızımı delik deşik etti oysa. En son Myna telefonda “Bu sondu, atıyorum bunu sokağa diye höykürdükten bir saat sonra “Manzaram” diye paylaşmış biblo görünümlü haydut Müdür efendiyi.
Ha bir de yaşanmış bir olay var:
Myna, Özel Eğitim Okulunda öğretmenlik yapıyor. Zihinsel ve fiziksel engelli çocuklarla çalışıyor. Bu yıl da okul müdürü değişti, yeni müdür de otoritesini kurmak için bazen tatsızlaşabiliyor. Öğretmenler bu durumdan bahsediyorlar arlarında, sonra da birisi “hadi gidip bir yerlerde çay içelim” diyor ama herkesin bir mazereti var. Kimi alış verişe gidecek, kimi misafir ağırlayacak, kimi haftalık temizliğini. Son bir umutla Myna’ya bakıyor fikri ortaya atan.
“Müdürü kısırlaştırmaya götüreceğim. ”Cevabı gözleri yerinden uğratıyor. Kediden haberi olan bir arkadaşı gözlerden yaş döktüren kahkahalar arasında bahsi geçen müdürün okul müdürü değil kedi müdür olduğunu açıklıyor.
5 Mayıs 2022 Perşembe
RAŞİTİK OĞLUM KARAMEL
Küçücük, minicik,
ufacık bir kedicik sahiplendik. Zaman geçtikçe keşke sahiplenmeseydik diyecek
duruma geldik. Şöyle anlatayım efendim.
![]() |
| Çok ağrısı olduğunda viyaklayıp elimi istiyor ve böyle uyuyor |
![]() |
| Neşesi yerinde olduğunda... |
Düzenli olarak aşılarını yaptırıyoruz. Kuduz aşısını
yaptırdıktan sonra Myna’nın evine gidiyor 427. Orada Karamel viyaklayıp
duruyor. Karnına dokundurtmuyor. Tekrar veteriner kapısından giriyorlar ve
Karamel’in kabız olduğunu söylüyorlar, lavman yapıyorlar. Bu kabızlık ve lavman
olayı bir ay kadar sürüyor. Dört beş günde bir veteriner, lavman… Hayvan artık
hiç kimseyi kendisine dokundurtmuyor.
Yine taşıma çantasına koyup arabaya götürüyorlar ama Karamel
öyle acı acı viyaklıyor, korkudan kutunun bir köşesine siniyor ki… tabi bu
durumda Calimero ne yapar? 247’ye bekle deyip hemen evden cüzdanımı maskemi
alıp arabaya kuruluyorum. Karamel de benim kucağıma… bir daha taşıma kutusuna
koydurtmuyorum canım oğlumu.
Veterinerde yine lavman yapılıyor, ben de bir yandan
soruyorum ne zamana kadar böyle gidecek? Bu kabızlığın bir tedavisi yok mu? Evde
ne yapabilirim kabızlığını gidermek için? Anlıyoruz ki şimdiye kadar hep stajyer
veterinerler bakmış oğluma. Kliniğin sahibi veteriner bey geliyor, film
çekiliyor ve tahlil yapmaya gerek kalmadan durum anlaşılıyor.
![]() |
Karamel oğlum, raşitik bir kediymiş… bu şu anlama geliyor: raşitizm hastası bir kediyle muhatabım. Oğlumun kalıtsal olarak sahip olduğu bu hastalıktan dolayı bağırsakları işlevini görmüyor, kemikleri, dişleri gelişmiyor, akciğeri sık sık ödem yapıyor, eklemleri ama özellikle arka bacak dizleri genellikle ağrıyor, kemik yoğunluğu diğer kedilere göre daha az olduğu için onlar gibi hoplayıp sıçrayamıyor. Tedavi uygulanabilir ancak hayvanın tedaviye cevap vereceği kesin değil. En kötüsü de normal ev kedileri 12-15 yıl hatta 22-23 yıla kadar yaşayabilirken bu hastalığa sahip kediler en fazla 7-8 yıl yaşayabiliyormuş. Normal kediler yetişkin olduklarında beş altı kilo arasında olurken Karamel'im iki kilo dört yüz yirmi gram olunca veterinerimiz "boyuna göre kilosu fazla, kilo alırsa bacaklarına daha fazla baskı olur o zaman da ağrısı artar" dedi.
Kalsiyum hapları,
ağızdan verilen kolajenler, bağırsak probiyotikleri, önce kortizon iğneleri
sonra hapları, duphalac şurup, zeytinyağı… o kadar fazla ilacı var ki telefona
alarm kurmak, ilaç listesini de tv ünitesine asmak zorunda kalıyorum. Her alarm
çaldığında hangi ilaçtan ne kadar verilecek listesiz aklımda kalmıyor. Karamel’in
ilaçlarını düzenli verirken kendi ilaçlarımı sık sık unutuyorum ve İkram bey
dalgasını geçiyor: “Kedi senden çok yaşayacak bu gidişle heh heh heh.”
Karamel’i çok seviyoruz. Ancak hastalığının getirdiği
duygusal baskı öylesine zorlayıcı ki bir daha hayvan sahiplenir miyim
bilemiyorum.
KEDİLİ GÜNLER
Biliyorum... Çok uzun zaman oldu görüşmeyeli. Bu uzun zaman içinde derelerden, nehirlerden çok sular aktı, kimi yolunu buldu, kimi hala arıyor... Bu kadar zamanda neler olduğunu anlatmak uzun sürer. İyisi mi ben size özet geçeyim.
Ejderha'nın okulunda okul aile birliğine girdiğimi hatırlarsınız. İki yıl görev yaptıktan sonra İkram beyin zorlamasıyla girdiğim gibi yine İkram beyin atarlanmasıyla ayrıldım. Myna'yı evlendirdim. 427 Adana'daki okulunu bitirip çiçeği burnunda makine mühendisi oldu, işe bile girdi. Ejderha, evimize yakın olan Kocaeli Üniversitesine bağlı Kartepe M.Y.O.'da alternatif enerji kaynakları okuyor. İkram Bey'le az daha ayran içip ayrı düşecektik. Adamın kuru inadı yüzünden boşanmaya ramak kala toparladık.
![]() |
| Anlı şanlı papyonlu Müdür beyefendi :) |
"Ben de kedi alayım, adını da Muhtar koyayım da sen de izle!" diye söylenmeme bir hayli güldüler.
![]() |
| Gözlerden keder akıyor |
![]() |
| Neyin kederi neyin hüznü bu oğlum? |
İş çıkışı eve geliş saati belli olan 427 geçikince merak ediyoruz. aradığımda sesi bir hayli gergin geliyor, soruyorum, gelince anlatırım cevabıyla beni merakta bırakıp kapatıyor. Babasının gazabından çekinen 427 oğlanı adamın kucağına bırakıp "arabada eşyalar var, gidip alayım" diye tüyüyor.
Kucağına bırakılan bebek kediyle neye uğradığını şaşıran İkram bey hem bebeği sevip okşuyor, hem de "Nereden çıktı bu? Bu ne? Ne bu?" diye söyleniyor ama gazap rüzgarları yerine şaşkınlık fırtınası esiyor. Nihayet eve gelen 427:
"Annesi ölmüş, üç kardeş kalmışlar. Bu çok sakin, okulun bahçesinde yuva yapmışlar, bu hep bir köşeye çekilip uyukluyormuş. Sokakta yaşayamaz ölür. aldığımız adamın evinde zaten bir sürü kedi var. Ben de zaten istiyordum, çok da sevdim. Aldım." diyor bir solukta. 427'nin açıklamasını dinlerken bir yandan hayvanı yüzyüze gelecek şekilde tutup kedini yüzüne bakıyor. Bir hayvanın ne kadar kederli bakabileceğini işte o zaman hepimiz öğreniyoruz. Keder denizinde boğulmuş bizim küçük adam.
İkram bey Karamel'i Ejderha'ya verip telefonu alıyor. Aranan kişi Myna:
"Hep senin yüzünden. sen kedi alınca bunlar da yüz buldular, benim astımım var, beni öldürür bu kedi!" diye yükseliyor ama Myna hazırlıklı:
![]() |
| Ne kedisi? Benim nefesimi tıkar onun tüyü... |
İşte Myna'dan boşalan yeri bu şekilde kedi adam Karamel'le doldurduk. Artık evimizde dört insan bir kedi birey var diye az buçuk neşemiz var.
![]() |
| Kediyi getiren de kediyle beraber gider! diyen İkram bey |
25 Ağustos 2019 Pazar
LONGOZ FACİASI
Bayramdan önce Fırtına'yla Kepçe'ye fındık toplamaya yardıma gitmiştik ya hani... İşte onlara yardımın bana armağanı hasta bir İkram Bey. Tüm uyarılarımı kulak ardı eden adam bayrama iki gün kala hastalandı, hafiflemiş olsa da hala sürüyor hastalığı. Adamı cami avlusuna bırakasım gelmiyor değil yani.
![]() |
| Hangi caminin avlusuna bıraksam acaba? |
![]() |
| Şortla sokağa çıkınca dizler bu halde :D |
![]() |
| Terlik böyle giyilir, öğrenin! |
427, adana'dan geldi, yaz stajına başladı. boş zaman yakaladı mı program yapıyor, sayesinde bizler de geziyoruz. Sakarya'lıyız, hiç Longoz'a gitmedik, tüh bize diyerek yollara döktü bizi. Yollarda geçen kısmı iyiydi, diğer kısımlar... eh işte...

Longoz, su basar ormanı demek oluyormuş, öncelikle bunu belirtmeliyim. zamanla akarsuyun taşıdığı alüvyonlar denize aktığı yerde birikip denizle bağlantıyı kesiyor, deniz seviyesinde ya da hafif eksi meyilli olan alanlar da havuz ya da gölet gibi suyla doluyor. Suyu seven bitkiler de allah
allah nidalarıyla çevreyi kaplayıp yine sucul hayvanlara uygun ortam hazırlıyor. ördekler, kazlar, çeşitli yaban kuşları buralarda kuluçkaya yatıp yavru yapıyor, nesillerini sürdürüyorlar.
Önceden kayık ve yunuslar varmış suyun üzerinde gezmek için de malum sebeplerden ötürü kuş yuvaları ve diğer hayvanlar zarar görünce kayık ve yunuslar yasaklanmış.
Kalmak isteyenler için klübe şeklinde bağımsız odalar mevcut ama odalara gidilen yolda kameriyeler ve pinikçilerin yaktığı mangallar pek de kalma isteği uyandırmıyor doğrusu. Yemek konusuna gelirsek, oturduğumuz restoran çakması yerde, yirmi- yirmi beş dakika bekledikten sonra gelen garson isteklerimizin çoğunun olmadığını söyleyince başka şeyler söylemek zorunda kaldık ve neredeyse peçeteleri yiyecek duruma geldiğimizde getirdiler siparişleri; o da yan masayla bizim siparişler yarı yarıya karışmış haldeydi. Lezzet de hizmet de kötüydü anlayacağınız.
Her tarafta bulunan balık tutmak yasaktır tabelalarına inat oltalarla avlanmaya çalışan ve hiç bir uyarı almayan yaratıklar kol geziyor. platformun bittiği yerde mısır, salatalık, domates, biber yetiştirip organik ürün diye pazarlayan uyanık bir komşu iyi para kazanıyor doğrusu. ürünlerin her gün gelen ziyaretçilere yetişmesi için ne kadar hangi zirai ilacı kullandığını tahmin edebiliyorum da o ilacın longoza ne kadar zarar verdiğini düşünemiyorum.
Doğru dürüst bir yönetim olsaydı çok daha güzel manzaralar sunulabilir, dünyada tek parça en büyük su basar ormanı da denilen longoz, Sakarya'nın bacasız sanayisi, lokomotifi olabilirdi. Şu haliyle ise karşılaştığımız turistlerin acıyan ve neden buraya gelme gafletine düştüm diye soran ifadelerine sebep olmaktan öteye gidemez. Üzüntü veren gezimizden notlar bu kadar.
![]() |
| İzmit fuarında bulunan Körfez güneşi de denilen dönme dolap ve gün batımı... |
15 Ağustos 2019 Perşembe
FINDIK DALLARI
![]() |
| Üstteki İkram beyin, alttaki Fırtına'nın ilaç organizerleri... |
![]() |
| Fındık toplamaya gittiğim köydeki karşılayıcılarım.... |
![]() |
| Yine yeşillendi fındık dalları... |
![]() |
| Zaten hep yeşildi yeşildi fındık dalları... |
![]() |
| Hep yeşilleniyor fındık dalları... |
![]() |
| Ha bire yeşilleniyor fındık dalları... |
![]() |
| Topla topla bitmiyor fındık dalları... |
![]() |
| Sarıca arılarına yuva olmuş fındık dalları... |
![]() |
| Güneş doğmadan gidiliyor ayağına fındık dallarının... |
Kalın dalların üzerine İkram Bey çıkıyor eğmek için, aşağıdan Kepçe asılıyor, ben de topluyorum. İkram bey yukarıdan ulaşabildiği fındıkları toplayıp aşağıya atıyor ama nedense hepsi bir şekilde bana dokunmadan yere düşmüyor. sonunda sabrım taşıyor:
"N'apıyorsun? Şeytan mı taşlıyorsun?"Kepçe hem kih kih gülüyor hem salavat çekiyor. Dinlenme molalarından birinde Büyük görümcem Maviş beni arıyor, konuşuyoruz. Selam söylemek yerine "İkram'ı benim için öp!" diyor... Zaten caım sıkkın, yorgunum... "Babamın oğlu mu da öpeyim İkram Bey'i... Kimin babasının oğluysa o öpsün!" Karşılık:kih kih koh kah!





























